Şizofrenler konusunda doğru bilen pek çok yanlış.

Şizofrenler konusunda doğru bilen pek çok yanlış.

Mahallenin delisi rolündeki karakterler şizofren mi?
Şizofreni çocuğu olan aileler damgalanma korkusu ile saklama eğiliminde oluyorlar. Şizofrenler konusunda doğru bilen pek çok yanlış yargı var.
Şizofrenler evlenebilir mi?
Şizofren anneler çocuk yapabilir mi?
Şizofren annelerin çocuğa bakma etkinlikleri var mıdır?
Şizofrenlerin iş hayatı nasıldır?
Şizofrenler başkalarına zarar verirler mi?
Şizofrenler sanatla uğraşabilirler mi?
Şizofrenler müzik yapabilir mi?
Şizofrenler hayata mizahi açıdan yaklaşabilirler mi?
Espri yetenekleri nasıldır?

Bu konuda akla gelebilecek tüm sorular artık daha rahat öğrenebileceğiz. Yıllardır şizofren hastalarla çalışan Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi'nden Psikiyatri Uzmanı Dr. Adnan Çoban şizofreni konusunda akla gelebilecek tüm sorulara 'Bin Parça Akıl: ŞİZOFRENİ' kitabında yanıtlar veriyor.

Aynı zamanda Türk Müziği sanatçısı da olan Dr. Adnan Çoban şizofren hastalarla koro çalışmaları yaptı ve konserler verdirdi. NPİSTANBUL Hastanesi'nde yatan hastalara hafta iki kez müzikle tedavi uygulamaları da yapan Çoban yeni çıkan son kitabı 'Bin Parça: Akıl: Şizofreni'de şizofren hastaların mizah anlayışları konusunda ilginç bilgilere yer veriyor.

ŞİZOFRENİ ve MİZAH
"Mizah, iyi çalışan bir beynin ürünü ve parlak bir zekânın göstergesidir" diyen dr. Adnan Çoban, mizah yapabilmek, soyut anlama kabiliyetinin ve çağrışımların çok iyi olmasıyla mümkün olacağını, olayları gözlemleyebilen, dokunduğunu, duyduğunu süzgeçten geçirebilen ve espriye dönüştürebilen bir beyinin üretebileceğine dikkat çekiyor.

Mizah yeteneğinin kişiden kişiye değişebildiğini anlatan Dr. Adnan Çoban, iyi mizah yapanlar beyinlerini iyi kullanan insanlardır, çünkü mizah hayatın her alanında iyi gözlem yapabilmeyi gerektirir dedi. Şizofren hastalar üzerinde çalışmalar yapan Çoban, espri yapmak kadar espriyi anlamanın da önemli olduğunu, herkesin mizah üretemeyeceğini, ama mizahı anlayabileceğini belirtti. Çobana göre espri yapmak da, espriyi anlamak da beyin ve zekâ açısından gelişmiş olduğunu gösterir.
Dr. Adnan Çoban kitabında şu görüşlere yer verdi:
Şizofreni hastalarının tedavi edilmedikleri dönemlerde, hastalık özellikle beynin ön bölgesini etkilediğinde, mizah üretme ve mizahi konuları anlama yetenekleri gerileyebilmektedir. Bazı şizofreni hastalarında soyutlama yeteneği o kadar bozulur ki, kişiler mecazi anlam içeren deyimleri ve atasözlerini anlamakta güçlük çekerler. Mesela kişi 'ağırbaşlı' ifadesinden başın taşınamayacak kadar ağır olduğu sonucunu çıkarabilir. Kuşun uçmasıyla, uçağın uçmasını eş tutarak ikisinin aynı olduğunu düşünebilir. "Damlaya damlaya göl olur" atasözünü "Damlalar birikir ve su birikintisi haline gelir" şeklinde açıklayabilir.Kaynakwh webhatti.com: 

Bu durumdaki hastalar çoğu zaman esprileri anlamakta da güçlük çekerler. Herkes gülerken onlar gülmeyebilir, komik olmayan şeyleri komikmiş gibi algılayabilir, kendilerine yapılan espriye cevapsız kalabilir veya hiçbir şekilde espri yapmayabilirler.
Mizahı anlama skorları düşük mü?

Şizofreni hastalığının mizah yeteneğine etkisini inceleyen çok az çalışma var. Polimeni ve Reis adlı araştırmacılar 2006 yılında Kanada'da yaptıkları bir araştırmada 23 şizofreni hastasıyla 20 sağlıklı insanı 128 maddelik bir testle mizah yeteneği açısından kıyaslamış ve şizofreni hastalarında normal gruba göre daha düşük "mizahı anlama" skorları elde etmişlerdir. 1997 yılında İngiltere'de yapılan bir başka araştırmada paranoid belirtili şizofreni hastalarının karikatür gibi görsel şaka materyallerini anlamakta zorluk çektikleri, şikâyeti olmayan hastalarınsa bir zorluk yaşamadıkları tespit edilmiştir.

Dizilerde şizofrenler 'mahallenin delisi' olarak sunuluyor!

Şizofreni hastalarında mizah yeteneği bozuluyorsa da, hastalığın belirtileri yaygın bir şekilde mizah konusu olmaktadır. Filmlerde, tiyatro oyunlarında, televizyon programlarında şizofreni hastaları çoğunlukla komik bir şekilde lanse edilirler. "Mahallenin delisi" diye adlandırılan bu kişiler, çizgili pijamalı, saçı sakalı birbirine karışmış, komik ve tuhaf insanlar olarak canlandırılırlar. Hastaların gerçeği değerlendirme yeteneği bozulduğu için, gösterdikleri tavırlar başkaları tarafından komikmiş gibi algılanabilir.Kaynakwh webhatti.com: 

'Ben duvar saatiyim doktor bey'

Bin Parça Akıl Şizofreni kitabında anlatılan bir vaka çok dikkat çekici. Kendisini duvar saati sanan şizofreni hastası ile doktorun diyalogu şu şekildedir:
Bazı şizofreni hastalarında sürekli sallanma hareketi gözlenir. Bir doktor, şizofrenlerin yattığı koğuşu gezerken, ayakta, sırtını duvara vermiş, sürekli sağdan sola, soldan sağa sallanan ve "tik tak tik tak" diye sesler çıkaran bir hasta görür. Ona neden sallandığını sorar.
Hasta:
"Çünkü ben bir duvar saatiyim" cevabını verir. Bunun üzerine doktor "Peki, o zaman saatin kaç olduğunu söyler misin?" dediğinde, hasta saatin beş olduğunu söyler.
Doktor:
"Ne beşi, saat altı oldu" deyince hasta:
"Eyvah geri kalmışım" diyerek daha hızlı bir şekilde sallanmaya ve "tiktak tiktak" demeye başlar.

Şizofrenlerin komik hareketleri

Dr. Adnan Çoban şizofreni hastalarının hekimi güldüren bazı komik tavırlarını şöyle paylaşıyor okuyucularıyla: Bazı şizofreni hastalarının tuhaf yüz ve göz hareketleri görülür. Bunlara 'grimas' adı verilir. Bazı insanlar bu hareketleri gördüklerinde kendilerini gülmekten alıkoyamazlar. Hakikaten bunlar, bilmeyenler için komiktir. Yeni psikiyatri asistanları bile bu tür hastalarla ilk karşılaştıklarında kendilerini tutamayıp gülerler. Hastalığın belirtileri öğrenildikçe, bu tür, hastayı rencide edebilecek tepkiler azalır.

Sokakta kımıldamadan duran robot kişiler

Kaskatı kesilmiş, bir robot gibi duran hastalar 'katatonik şizofreni' hastalarıdır. Caddelerde, sokaklarda heykel gibi duran, üstü başı yırtık, bakımsız insanlara sıkça rastlanır. Başka insanlar tarafından tuhaf ve komik olarak algılanıp espri konusu olmak, bu hastalar ve yakınları için üzüntü vericidir.

Profesöre deli isek aptal değiliz ya kardeşim diyen şizofren!

Dr. Adnan Çoban şizofren hastalarının komik olabilecek davranışlarını anlattığı 'Şizofreni ve Mizah' bölümünde şu olayı anlatıyor:
Prof. Ayhan Songar Hoca'nın sıkça anlattığı bir fıkra vardı. Bayır aşağı inen bir adamın arabası arıza yapar. Adam, el frenini çeker. Arızayı tespit etmek için arabadan iner. Tam durduğu yerde de bir şizofreni hastası oturmaktadır. Hasta, adamın tamir konusunda beceriksiz olduğunu görür ve "Şunu şöyle yap, bunu böyle yap" gibi yönlendirmelerde bulunur. Sonuçta adamın arabayı tamir etmesini sağlar. Bunun üzerine adam hastaya:
"Senin için bir de deli diyorlar, hiç de deli gibi konuşmuyorsun" dediğinde şöyle bir cevapla karşılaşır:
"Kardeşim deli isek, senin gibi aptal değiliz ya!"

Kendisiyle dalga geçen şizofrenler

Bazı şizofreni hastalarının hastalıklarıyla dalga geçtiklerini görürüz. 'Ganser' arazı denen bir belirti vardır. Siz bir soru sorarsınız, hastadan anlamsız ya da dik cevaplar gelir.

"Memleket neresi?" diye sorarsınız. Hasta, "Babam mühendis" der. Buna 'şizofrenik cevap' ya da 'yandan cevap' adı verilir. Hasta sizin sorduğunuz sorunun karşılığı olmayan alakasız cevaplar verir. Hatta o kadar ileri gider ki, hekimler "Acaba bizimle dalga mı geçiyor?" tereddüdüne düşerler. Bazen bu yüzden hastaya kızıp ters cevaplar verebilirler.

Haber 7'nin Dr. Adnan Çoban'la Röportajı

Haber 7'nin Dr. Adnan Çoban'la Röportajı

 Bin Parça Akıl/Şizofreni’ kitabının yazarı Psikiyatri Uzmanı Dr. Adnan Çoban, "Şizofreni esasen bir iletişim rahatsızlığıdır" diyerek hastalıkla ilgili soruları yanıtladı.En korkulan hastalık…

Saklanan kimselerin bilmesi istenmeyen hatta utanılan Şizofreni…Zarar görme tedirginlikleri hemen akla geliveriyor… Yaşanan cinayetlerde özellikle yakın çevre ve aile facialarında en çok suçlanan ve yargılanan hastalık Şizofreni…

İlk çağlarda şizofreni insanların içerisine kötü ruhların girmesi olarak kabul ediliyordu. Batı dünyasında akıl hastalarına çok zalimce davranılıyordu, hatta bu hastalar kırbaçlanıyorlardı. İçlerine şeytanın girdiği kabul edildiğinden onlara yapılan işkenceler mübah görülüyordu.

Kültürümüzde önemli her tutan ‘Bimarhaneleri’ hepimiz hatırlarız. Atalarımız Batı dünyasının aksine onlara burada çok güzel yaklaşımlar geliştirmiş, tedaviler uygulamış. Su sesinden ve musikiden de yararlanmış…
Peki, çağımızda durum ne?
Bilim dünyası bu hastalık konusunda hangi aşamalardan geçmiş ve ne gibi çözümler üretmiş?

 Tüm bunları Haber 7 okuyucuları için NPİSTANBUL Nöropsikiyatri Hastanesi’nde hafta iki kez ‘Müzikletedavi’ uygulaması yapan ve geçen ay TİMAŞ Yayınlarından ‘[Linkleri görmek için üye olun]’ kitabı çıkan Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi’nden Psikiyatri Uzmanı Dr. Adnan Çoban’a sorduk.
Aldığımız cevaplar yeni açılımlar içeriyordu. Yararlanacağınızı umuyoruz.

-Öncelikle ruh sağlığı ve hastalıkları konusunda kısa bir bilgi alabilir miyiz?
-Ruh sağlığı ve hastalıkları konusunda değişen kavramlara öncelikle dikkat çekmem gerekir.Psikiyatriye göre ruh duygu, düşünce ve davranış örüntülerinin genel bir yansımasıdır. Yüzyıllar boyunca psikiyatrideki ruh kavramıyla teolojik ruh kavramı aynıymış gibi algılandı. Ruh hastalıkları cin, büyü, şeytan gibi metafizik etkenlere bağlandı. Bu yüzdendir ki psikiyatri bir pozitif bilim olarak yerini 20. y.y.da almaya başlamıştır. Bilim camiası bile 20.y.y.ın ikinci yarısında yapılan beyin araştırmaları sonrasında psikiyatrinin farkına varabilmiştir. Bu araştırmalar bize ruh hastalıklarının beyindeki fonksiyon bozukluklarından kaynaklandığını gösteriyor. Sorunuzun cevabı bu açıklamalardan sonra netleşmektedir sanırım. Ruh sağlığı beynin arzu edilen işlevsellikte çalışmasıysa ruhsal hastalık bu işlevselliğin bozulmasıdır.

-Şizofreninin diğer psikiyatrik hastalıklar içindeki yeri nedir?
-Şizofreni psikiyatrinin en meşhur ve en kötü hastalığıdır. Onu diğer psikiyatrik hastalıklardan ayıran en önemli özellik tamamen düzelme şansının şu an için mümkün olmamasıdır. Yani bir insan şizofreni hastası olduğu zaman ömür boyu tedavi görmek zorundadır. O yüzden en çok korkulan psikiyatrik rahatszılıktır.

-Çok korkulan bu şizofreni nasıl bir hastalıktır? Nasıl bir seyir izler?
-Şizofreni genetik yatkınlığın neticesinde oluşur. Dopamin adı verilen maddenin aşırı salınımına bağlı bir dizi duygu, düşünce ve davranış bozukluğuyla giden bir sendromdur. Duygusal küntleşme olur kişide. Yabancılaşma, tuhaflaşma, içe kapanma görülür. Acayipleşme, anlamsız konuşma ve hareket tekrarları ortaya çıkar. Çağrışımlarda gevşeme olur, konular arasında irtibat sağlayamaz. Düşüncede fakirleşme başlar. İnisiyatif kullanma yeteneğinde gerileme olur. Saymaya çalıştığım şeklinde şizofreni geniş bir belirti yelpazesine sahiptir.

-Peki en çok bilinen veya sizin uzman olarak gördüğünüz belirti nedir?

-Şizofreniye giden yolun işaretleri nelerdir?

-Araştırmalar şizofreninin görünür hale gelmeden önce bazı belirtiler verdiğini, ama bunların çoğu zaman fark edilemediğini ortaya koymuştur. Ailelerin aklına şizofreninin gelmemesi, hastalığın kişiye yakıştırılamaması ve bu konuda yeterince bilgiye sahip olunmaması gizli dönemde ortaya çıkan belirtileri fark edememenin başlıca sebepleridir. Nedir bu gizli belirtiler? İçe kapanma ve mülayimleşme.. Cinsel yaşantılarda ve ahlaki durumda kişiye uymayan değişimlerin yaşanması… Davranış değişiklikleri, yanlış anlama ve yanlış değerlendirmeler… Edilgenlik olarak adlandırdığımız pasiflik, çekingenlik ve içe kapanma… Mazbut bir kişiyken alkol ve maddeye başlamış olmak… Tüm bunlar şizofrenin gizli belirtileri yoldaki işaretleri olabilirler.

- Bu işaretleri bilmek önemli sanırım. Erken fark edilmesinin ne gibi yararları vardır? Tedavi şansları nedir? Burayı biraz daha açabilir misiniz?
- Tabii… Öncelikle erken dönemde teşhis edilen şizofreninin tedavi edilme şansının yüksek olduğunu söylemeliyim. Gizli şizofreni döneminde teşhis edilen vakalarda tedavi şansı %100’e yaklaşır. Hastalık tablosu oturduktan sonra bile, şizofreni hastalarının %60’ı tedavi olabilir. Bu oran terapilerle birlikte %70’i bulur. Bir kanser ya da organ hastalığı erken dönemde yakalandığında tedavi şansı artar. Şizofrenide de aynı kural geçerlidir. Bu aileler tarafından hiç unutulmamalıdır. İlerlemişse eskisi gibi olabilme şansı en azından bugünkü şartlara göre kalmamaktadır. Levent Mete “Şizofreni En Uzak Ülke” adlı kitabında şizofreni hastalarını “Alamancılara” benzetir. Nasıl Alamancılar bir değişim yaşar ve ülkelerine eskisi gibi dönemezlerse, şizofreni hastaları da iyileşseler bile eski hallerine tamamıyla dönemezler.
Bilimsel çalışmalar önemli… Genetik ve gizli şizofreni çalışmaları hastalığı önceden kestirebilmeyi vaat ediyor. Bu çalışmalar sayesinde bu karanlık şizofreni ülkesine gitmekte olanların bir kısmını yoldan çevirmek mümkün olabilecektir.

Yeri gelmişken sizin aracılığınızla seslenmek isterim. Anne babalar, bu tür bulgulara sahip çocuklarını mutlaka uzmana göstermelidirler. Uzmanlar da uyanık olmalıdır. Hiçbir bulguyu küçümsemeden değerlendirip mercek altına almalıdırlar. Bu sayede birçok şizofreni hastasının ilerlemeden tedavi şansını yakalayabileceğine inanıyorum.

-Sanırım anneler şizofren çocukların tedavi ve bakımında daha çok yük almaktadırlar. Çocuğunun şizofren olduğunu öğrenen anne öncelikler neler yapmalıdır?

-Hakikaten güç bir durumdur bu. Besleyip büyüttüğünüz, mürüvvetini görmeyi arzu ettiğiniz yavrunuzun şizofreni hastası olduğunu ve bir daha eskisi gibi olamayacağını kabullenmek çok kolay olmamaktadır. Bu noktada psikiyatriste büyük iş düşmektedir. Hastalığı çok iyi anlatmalıdır. Bugünü ve yarını hakkında geniş bilgilendirmeler yapılmalıdır. Olası durumların neler olabileceği detaylı bir şekilde ailelere anlatılmalıdır. Ancak bu sayede kabullenme gerçekleşebilmektedir. Biz psikiyatri uzmanları şunu çok önemseriz. Kabullenme bir hastalığın tedavisinin en önemli aşamalarından biridir. Çünkü kişinin tedaviye uyumunu önemli ölçüde etkiler. Kabullenme aşamasını geçemeyen anne babalar ne yazık ki tedaviyi aksatıyor. Yıllarca süren bir zamanın boş yere harcanmasına sebep oluyor. O yüzden konuda çalışan biri olarak altını çizerek tekrar söylemeyi önemli sayıyorum. Ailelere düşen en önemli görev hastalığı bir an önce kabullenip tedavi ekibiyle işbirliğine girmeleridir. Kaynakwh webhatti.com: 

-Bu çağrınızı bende çok önemli sayıyorum. Yapılması gerekeni söylediniz. Peki çocuğu şizofren olan ailelerin kesinlikle yapmaması gerekenler nelerdir? Bu konudaki görüşleriniz nelerdir

-Şizofrenlerin çok sigara tükettiğini okumuştum. Bu bilgiyi teyit eder misiniz? Bu fazla tüketimin sebebi nedir

-Sizin müzikle tedavi konusunda da önemli çalışmalarınız var. Şizofrenlerin müziğe ilgisi ne seviyededir? Başarıları var mıdır?

-Türkiye’de şizofreni hastaları konusunda yapılan çalışmalar ne seviyededir? Yeterli buluyor musunuz?

-Kimi ailelerin şizofreni olan çocuklarını gizleme eğilimleri var? Bunun altında yatan sebep nedir? Bu eğilimi nasıl değerlendirirsiniz?

-Buna biz “Gizli Damgalama” adını veriyoruz. Aile direk olarak hastayı damgaladığını gösteren beyanlarda bulunuyor, ama gizleyerek damgalamaya katkıda bulunmaktadır. Bu yaklaşımı doğru bulmuyorum. Hastalığın kabullenilmesini ve dolayısıyla tedavisini geciktiren bir yaklaşımdır. Bu hastanın lehine olan bir süreç değildir. Ailelerin bundan kaçınmasını ve tedavi ettirmenin imkanlarını zorlamalarını öneririm.Kaynakwh webhatti.com: 

-Şizofrenlerde diğer arkadaşlarıyla birlikte zaman paylaşımını gerekli görüyor musunuz? Bunun önemi var mıdır?

-Şizofreni esasen bir iletişim rahatsızlığıdır. Hastaların bazı zihinsel ve işlevsel yetenekleri geriler. Dış dünyayla, yani çevreyle iletişime girmekte zorlanır. Eskiden yanlış bir zihniyetin neticesinde hastalar yıllarca tecrit edilmiştir. Depo hastanelerde toplumdan uzak tutulmuştur. Modern tıp bu uygulamanın yanlış olduğu görüşüdür. Şizofreni hastalarının mutlaka toplumun içinde tutulması gerekir. Araştırmalar bunun tedavi için şart olduğunu ortaya koymuştur. O yüzden hastalarla mümkün olduğu kadar iletişim kurulmalıdır. Diğer insanlarla bir şeyler paylaşmasına izin verilmelidir. Bu onun en temel hakkıdır aynı zamanda. Özetle paylaşımın önemli olduğunu, iletişim kanallarının açık tutulmasının gereğini unutmamalıyız.

-Şizofreni konusunda kurulan mevcut derneklerin işlevlerini ve sayılarını yeterli buluyor musunuz?

-Tedavi konusuna da girmek isterim. Bu konuda ne gibi yeni yaklaşımlar vardır?
-Tedavide rahatlıkla kullandığımız yeni ilaçlar geliştirilmiştir. Eski ilaçlar belki hastalığı tedavi etmede etkili ilaçlardı, ancak yan etkileri sebebiyle kullanımları kısıtlanmaktaydı. Hastaların yaşam kalitelerini bozuyordu. Yeni kuşak ilaçlar uyutmayan, uyuşturmayan ilaçlardır. Eski ilaçlarda görülen hareket bozukluklarına yol açmıyor. Hormonları dengeyi bozmayan, zihinsel fonksiyonları geriletmeyen güçlendiren ilaçlardır yeni kuşak ilaçlar. İlaçların yanında etkili terapi yöntemleri ve psikososyal programlar tedavi başarısını artırmaktadır. Artık yavaş yavaş şizofreni korkulan hastalık olmaktan uzaklaşmaya doğru gitmektedir.

-Bu konuda canla, başla, fedakârca hizmet veren derneklerimiz var. Ancak sayısı yetersizdir. Şizofreni aileleri bu tür sivil toplum örgütleri oluşturma yönünde teşvik edilmelidir. Bu dernekler şizofreni hastalarına yardım etmek isteyen insanları organize etmede öncülük yapmaktadır. Hem de devlet imkânlarının yetmediği yerlerde psikososyal programlar oluşturmada etkili olmaktadır. Dernek kuran insanlar sağlık profesyonellerinden daha çok istifade edebilme imkânını yakalayabilmektedir.-Klinik anlamda çalışan ve araştırma yapan birçok değerli hekim arkadaşımız var. Ancak psikososyal anlamda yeterli çalışma yok. Mesela hala Türkiye’deki şizofreni hasta sayısını bilmemekteyiz. Şizofreni hastalarının mali yüklerinin ne kadar olduğunu bilmemekteyiz. Devletin de bu manada araştırma yapması ve hastaları hayata kazandırma ve istihdam ettirme konusunda atılımlar yapması gerekmektedir.-Şizofreni hastalarının sanata, özellikle resim ve müziğe ilgileri yüksektir. Bu sanatların hastalığın teşhisi, gidişatının tespiti aşamasında faydası vardır. Tedaviye destek doğrultusunda da faydaları vardır. Müzik dinlemek ve aktif müzikal etkinlikler şizofreni hastalarında gerilemiş olan psikolojik, sosyal ve zihinsel becerileri geliştirmeye katkıda bulunmaktadır. Ben Türk müziği sanatçısıyım aynı zamanda. Bu konuda koro çalışmalarım var. Uygulamalı müzikleterapi konserleri veriyorum. NPİSTANBUL Hastanesinde ilk kez Türkiye’de yapılan hastalara canlı müzikle tedavi çalışmaları yapmaktayım haftada iki kez. 2003 yılında da 20 kadar şizofreni hastasıyla bir yıl boyunca çalıştım. Türk sanat müziği eserlerinden oluşan bir konser çalışması yapmıştık. Bu bir yıllık çalışmada çok güzel sonuçlar aldık. Bu sürede hastaların duruşları, yüz ifadeleri, iletişim seviyeleri önemli ölçüde artmıştı. Dünya Şizofreni Derneği’nde bir folklor hocası tarafından bir yıl çalıştırılan hasta gençlerde öyle. Hollanda’da güzel bir folklor gösterisi yapmışlardı. Bu çalışmalar onların hayat kalitelerini önemli ölçüde artırmıştı. Özetle yaptığım bu çalışmaların sonucu olarak şunu rahatlıkla söylüyorum. Şizofreni hastaları kolaylıkla şarkı söyleyebiliyor. Çalgı çalabiliyor ve folklor gibi müzikle hareket aktivitelerini gerçekleştirebiliyorlar. -Şizofreni hastalarının yüzde 50 ile 90’ının sigara kullandığı tahmin edilmektedir. Bu oran genel nüfustakinin 27 katıdır. Dünya üzerinde yapılan araştırmalar sorunuzu doğrulamaktadır. Diğer psikotik rahatsızlıklara oranla şizofreni hastalığında daha çok sigara içildiği tespit edilmiştir. Bazı çalışmalar hastaların yüzde 85 ile 90’ının hastalıktan önce sigaraya başladığını ortaya koyuyor. Yine aynı çalışmada hastaların yüzde 50’sinin hastalığın birinci atağından sonra günlük sigara içimine başladıkları saptanmıştır. Birçok araştırma şizofreni hastalığından sonra bir buçuk ile iki buçuk kat sigara içiminin arttığını göstermiştir. Sigara tüketimi şizofreni hastalığının gelişebileceğinin bir önbelirtisidir. Hem de hastalık ortaya çıktıktan sonra ortaya çıkan bir belirti olabilmektedir. Hindistan’da yapılan bir araştırma var. Burada da hastalık sonrasında sigara tüketiminin daha fazla olduğu gözlenmiştir. İsveç’te yapılan bir başka araştırmanın bulgularını da paylaşayım sizinle. Genç ergenlik döneminde çok ağır sigara içenlerde şizofreni gelişme riski daha yüksek bulunmuş bu araştırmada. Ailelere yine bir çağrıda bulunalım. Sigarayla hiç alakası olmayan bir gencin aniden aşırı sigara içmeye başlamasına dikkat edin. Bu bir gizli şizofreni bulgusu olarak göz önünde bulundurulmalıdır. Yani kontrolsüz ve ani başlayan bir sigara içimi bir öngörücü faktör olarak düşünülmelidir. Şizofreni türleri ve belirtileri arasında sigara içimi arasında ilişkilendirme yapılan çalışmalar vardır. Ses duyanlarda, aşırı saldırgan olanlarda, hezeyanları olanlarda, sigara içimi daha fazla olmaktadır. Buna karşı sosyal çekilme yaşayan, hiç kimseyle görüşmeyen, konuşmayan negatif belirtili şizofreni hastalarında sigara tüketimi daha az görülmektedir. Saldırgan olanlarda sakin olanlara nazaran daha fazla gözlenmektedir.-Öncelikle hastalığı yadsımamak çok önemlidir. Birincisi budur. Hastalığın getirdiği yük ağırdır. Zorlukları ve hissettikleri suçluluk duygusunun etkisi fazladır. Bu sebeplerle hastaya öfke duymamalılar. Şizofreniyi bir suç, hastayı da bir suçlu gibi görmemelidirler. Bazı aileler hastanın ve kendilerinin bu hastalıkla lanetlendiğini düşünüyorlar. Bazıları hastalığı kara leke olarak görmektedir. Bazıları da bir günaha karşılık verilen bir ceza olarak nitelendirmektedir. Bu tarz düşüncelerden uzak durmalıdır. Hastayı dışlamak yerine kucaklamalıdırlar. Araştırmalar, ailelerin bilerek hastayı/hastalığı gizleme davranışı geliştirdiklerini ortaya koyuyor. Ailelerin %40’ı korkusuzca hastalığın tedavisi için mücadele ediyor. Yüzde 60’ı hastayla ilişkisini gizleme yoluna gidiyor. Gizlemek ailelerin yükünü daha da artırıyor. Hastalardaki suçluluk duygusunu daha da artırmaktadır. O yüzden şizofreninin bir beyin hastalığı olduğunu bilmeli ve gizlememelidirler. Eleştirici tutum, düşmanlık ve aşırı uğraş gibi ‘dışavurulan duygu’lar da şizofreni hastalığının gidişatını olumsuz etkilemektedir. - En meşhur belirtisi olmayan seslerin duyulmasıdır. Buna ‘işitsel hallüsinasyonlar’ denir.Bu nedir derseniz, kişi kendi hakkında yorum yapan, emir veren, kendisini yönlendirmeye çalışan sesleri duymasıdır. Bir diğer meşhur belirtiler kümesi daha vardır. Onlar da hezeyanlardır. Hasta çevresindeki insanların, hatta ailesinin kendisini yok etmek istediğini, öldürmek istediğini düşünür. Zehirleyeceklerini, takip ettiklerini, komplo kurduklarını düşünür. Bu kişiler kendilerini bazen peygamber, mehdi, hatta Tanrı zannedebilmektedir. Dünyayı kendisinin yönettiğini sanır. Özel bir dini veya milli misyonunun olduğunu düşünür. Uzaylıların beynine çip yerleştirdiğini ve düşüncelerinin okunduğuna inanır. Bu düşüncelerinin yayınlandığını veya çalındığını iddia eder.

Müzik Terapisi Tedavi: Kindi Farabi Müzikterapi

Müzik Terapisi Tedavi: Kindi Farabi Müzikterapi

  1977'de Amerika müzikle tedaviyi bir bilim dalı olarak kabul etti. Müzik terapisi psikiyatri temelli hastalıklarda 1950’lerden bu yana etkin olarak kullanılıyor. Türkiye, müzikle tedavinin henüz farkında değil. Oysa Farabi, Razi, İbn-i Sina ve Gevrekzade Hasan Efendi gibi Türk alimleri bu alanda çok önemli çalışmalara imza atmışlardı.

Felsefe, tıp, astronomi, matematik, musiki gibi on yedi ayrı bilim dalında eserler veren İslam âlimi Yakup El Kindi’nin tüccar komşusunun oğlu birdenbire hastalanır. Yemeden içmeden kesilir. Hastalık, tüccarın işlerini sekteye uğratır; çünkü her işi oğlu yönetmektedir. Hastalığa çare bulunamaz. Bir arkadaşı tüccara, bu hastalığı ancak Kindi’nin tedavi edebileceğini söyler. Tüccar, komşusu Kindi’yi bilmektedir ama şimdiye kadar sürekli aleyhinde konuşmuştur. Yine de aracı vasıtasıyla ondan yardım ister, Kindi de kabul eder. Hastanın nabzını kontrol ettikten sonra musikide hünerli öğrencilerinden birkaçını çağırır. Onlara ne çalmaları gerektiğini söyler ve sürekli o musikiyi icra etmelerini ister. Dakikalar geçtikçe nabzı kuvvetlenen ve nefesi canlanan hasta bir süre sonra kımıldamaya, oturmaya ve konuşmaya başlar. Kindi, tüccara, “Oğluna ne sormak istiyorsan sor?” der. Sorular sorulup cevaplar alındıktan sonra hasta yeniden eski haline döner. Baba müzisyenlerin devam etmesini isteyince Kindi, “Hasta son gayretini gösterdi. Fazlasına imkan yok; çünkü ömrü tamamdır.” diye konuşur.

9. yüzyılda meydana gelen bu olay, bitkisel hayattaki bir kişiyi bile musikinin nasıl etkilediğini göstermesi bakımından son derece önemli. Aslında, insanlık müzikteki şifa kaynağının başından beri farkında. Eski Yunan, Roma, Çin ve Mısır’da müziğin tedavi edici özelliğinden faydalanılıyor. Bugün de başta ABD ve Avrupa olmak üzere dünyanın birçok yerinde psikiyatrik hastalıkların tedavisinde müzikten yararlanılmakta. Türkiye’de henüz kurumsallaşamayan konu daha ziyade bireysel faaliyetlerle gündeme geliyor. Ayhan Songar ve Oruç Güvenç gibi isimlerin ön plana çıktığı bu alanda bayrak şimdi psikiyatri uzmanı Dr. Adnan Çoban’da.

Adnan Çoban'a göre, Türkiye’de müzikle tedavide batının çok gerisinde kalınmasının sebebi konunun reddi değil, fark edilmemesi. Çalışmaların bireysel düzeyde kalmasının sebebi de bu zaten. Bunun örneğini bizzat yaşayan Çoban, “1997’de müzikterapi eğitimi için yurtdışına gitmek istedim. Elimden tutup da gönderecek hocam olmadı.” diyor. Günümüzde psikiyatrik rahatsızlıklar ‘biyopsikososyal’ çerçevede değerlendiriliyor. Yani hastalığın biyolojik, psikolojik ve sosyal açılardan tedavisi öngörülüyor. Buna kapsayıcı model deniyor. Dr. Çoban müzik terapisinin söz konusu kapsayıcı tedavi yaklaşımına en uygun yöntem olduğunu söylüyor.

Adnan Çoban, klasik Türk müziği ile tıp öğrencisiyken uğraşmaya başlar. Prof. Dr. Ayhan Songar’ın İstanbul Çapa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı bünyesinde kurduğu Etnomüzikoloji Merkezi’nde müzikle terapi faaliyetlerini izler. İstanbul Üniversitesi Korosu’nda şef yardımcılığına kadar yükselir. Tıp mezuniyeti sonrasında birçok uzmanlık alanında asistanlık yapar. Sonunda ideali olan ortopediyi kazanır. Ancak, kendisi hem müzikle irtibatını sürdürmek istediği hem de müzikle tedaviye ilgi uyduğu için 1997’de psikiyatriyi tercih eder. O yıl Ayhan Songar vefat eder. İlk iş olarak Songar’ın Etnomüzikoloji Merkezi’nin yolunu tuttuğunda burasının halen bilemediği bir sebeple kapatıldığını öğrenir.

Batı dünyası da 20. yüzyılın ortalarında keşfettiği müzikle tedavi ya da terapiyi, alternatif tedavi yöntemi değil, geleneksel tıbba uygun ve kuralları kendine has bilimsel bir tedavi yöntemi olarak kabul ediyor. İkinci Dünya Savaşı’nda yaralanan askerlerin terapisinde müzikten yararlanılır ilk olarak. Ardından, 1947’de ABD’nin Michigan Devlet Hastanesi’nde müziğin tedavi programına alınır. Böylece bu konuda araştırmalar hızlanır. Depresyon, şizofreni, zeka geriliği, alkol ve madde bağımlığı ile mücadelede müzik tedavi yöntemine başvurulur. Yeni teknik ve pratik uygulama biçimleri geliştirilir. Amerikan Müzikterapi Birliği 1997’de bir tanımlama yaparak son noktayı koyar: “Müzikterapi, bazı duyulan bireylerin fiziksel, psikolojik, sosyal ve zihinsel ihtiyaçlarını karşılamada müziği ve müzik aktivitelerini kullanan uzmanlık dalıdır.”

Bugün Batı’da hastane, klinik, gündüz bakımevi, okul, madde bağımlılığı merkezi gibi yerlerde 5 binden fazla uzman, müzik terapisi uyguluyor. Şüphesiz, bunda etkili olan temel faktör son yıllarda müzik ve beyin araştırmalarında elde edilen veriler. Müziğin, özellikle serotonin, norepinefrin, dopamin, melatonin, kortizol, adrenalin, testosteron gibi psikiyatrik hastalıkların oluşumunda etkili hormonlara; kan basıncı, solunum ritmi, solunum kalitesi, nabız sayısı gibi fizyolojik olaylara olumlu etki yaptığı biliniyor artık.

Müzikle tedavide bize çok değerli bilgilerin miras bırakıldığını vurgulayan Adnan Çoban, “Bu bilgileri, günümüz anlayışı içinde yeniden gözden geçirmek zorundayız. Aksi takdirde, geçmişiyle övünüp bir şeyler üretemeyen mirasyedilerden bir farkımız kalmaz. Bugünün Türk hekimlerine, müzikle tedavi konusunda büyük sorumluluklar düşüyor.” diyor. Müzikle tedaviye bilimsel bir çerçeve kazandırmayı amaçlayan Psikiyatri Çoban, araştırmaları sonucunda belirlediği Avusturya’daki Viyana Üniversitesi’nde faaliyet gösteren Entomüzikoterapi Enstitüsü ile temasa geçer. Enstitü’den Dr. Gerhard Tuçek’ten bilimsel destek ister. Klasik Türk Muziği makamları ile Orta Asya müziğini kullanan; ama tamamen bilimsel metodolojiye uygun çalışan Tuçek’in İslam dinine geçerek Kadir ismini aldığını öğrenir. 1990’ların başında kurulan enstitü, müzikle tedavide dünya çapındaki merkezlerdendir. Tuçek’e göre, müzikle tedavi nöroloji, kardiyoloji, onkoloji ve psikiyatri gibi klinik alanların vazgeçilmez bir parçasıdır ve özürlü insanlarla ilgili çalışma alanlarında da önemli bir yere sahiptir.

Psikiyatrist Dr. Adnan ÇOBAN

NASIL BAŞA ÇIKILIR?

NASIL BAŞA ÇIKILIR?

Eğer yakınınız şizofreni hastası ise, hastalık hakkında bilgi sahibi olmanız, ona nasıl davranacağınızı bilmeniz, mücadelenizi kolaylaştıracaktır. Unutmayın, hastanız size göre anormal olan davranışları isteyerek yapmıyor ve gerçekten onun durumu çok zordur. Bu zorlukta ona yardımcı olmanız hem onun, hem sizin ve ailenizin hayatını daha kolaylaştıracaktır.

  1. İlaçlarını düzenli almasına özen gösterin.
  2. Yavaş ve alçak ses tonuyla konusun. Kısa, basit cümleler kullanarak onda zihin karışıklığını önleyin. Gerekiyorsa, ayni kelimeleri kullanarak cümle ve sorularınızı tekrarlayınız.
  3. Onu önemsediğini, belli edin.
  4. Ne yaptığınızı, neden yaptığınızı acık ve net bicimde açıklayın ona.
  5. Günlük muntazam rutin ve oturmuş bir program yapın. Onun için her şey bilinen, beklenen şeyler olsun-sürpriz olmasın
  6. Ona karşı tutarlı olun ve sözünüzde durun.
  7. Onu sevdiğinizi ifade edin, övün onunla gurur duyduğunuzu söyleyin
  8. Evde sakin bir ortam hazırlayın, Yüksek sesle gürültülü konuşmayın.
  9. Ona karşı dayatmacı olmayın ve asla ısrarcı olmayın
  10. Düzenli bir ortam sağlamaya çalışın.
  11. Evdeki bazı işlerde ondan yardım isteyin. Mesela kendisinin yardımına ihtiyacınız olduğunu belirtin.
  12. Yüreklendirin ama asla mecbur etmeyin, baskı yapmayın,
  13. Evde gürültülü, kalabalık toplantılar düzenlemeyin.
  14. Belli zamanlarda, onunla birlikte dışarı çıkabilir, sakin ortamlarda yemek yemeye , çay içmeye gidebilirsiniz.
  15. Fazla soru sormayın, basit konulardan konuşun, maçı izledin mi, yeni bir film gelmiş duydun mu gibi.
  16. Tenkit etmeyin, hatalarını yüzüne vurmayın.
  17. Onun arkadaşları rahatsızlığı nedeniyle, ondan uzaklaşmış olduğu için, ona arkadaş olmaya çalışın.
  18. Kendinizi onun yerine koymaya çalışın.


Ünlü Şizofrenler

Ünlü Şizofrenler

 

Tom Harrell, Caz Müzisyeni.

Meera Popkin, Broadway Yıldızı.

John Nash, Nobel Ödüllü / Matematikçi.

Albert Einstein’ın oğlu - Eduard Einstein, Ünlü Fizikçi.

Dr James Watson oğluDr. Watson DNA’yı keşfetti ve Nobel Prize ödülünü kazandı.

Alan Alda’nın AnnesiAlan Alda, MASH TV dizi serisinin ünlü Aktörü.

Andy Goram, İskoç Futbol Yıldızı / Kaleci.

Lionel Aldridge, Amerikan Futbolunda, finali kazanan Futbolcu.

Peter Green, Mac Fleetwood müzik grubunun Gitaristi.

Syd Barrett, Pink Floyd müzik grubu üyesi.

Alexander "Skip" Spence ve Bob Mosley, Her ikiside 1960’ların Moby Grape rock müzik grubu üyeleriydiler.

Roger Kynard "Roky" Erickson, Austin merkezli, Asansörler ve 1960 Kat, müzik grubu (TheThirteenth Floor Elevators)

Joe Meek, 1960 İngiliz prodüktör.

James Beck Gordon (Jim Gordon), James Gordon, kendisi oldukça sade ve sessiz zamanın en büyük davulcularından biridir.

Charles "Buddy" Bolden, Caz Müzisyeni.

Antoin Artaud, Oyun Yazarı, Sanatçı

Mary Todd Lincoln, Abraham Lincoln’un eşi (Abraham Lincoln, geçmişteki ABD Başkanıdır.)

Vaclav Nijinsky, Ünlü Rus Dansçı.

Jack Kerouac, Yazar, Şizofreni teşhisi konuldu.